Kayıtlar

naber insan

Anılar biriktirmişti çocuk.  Taşıyacağından çok ağır yükleri taşımaya çalıştı sonra.  Kendi seçimleri değildi, sevmekle başlamıştı tüm olay.  Sonrası bir kaos, büyük bir yıkım, ve binlerce kavram.  Nedensizce yürüdüğü yolların, kitaplara dönüşmesi uzun sürdü.  Süründü, ama büyüdü.  Şimdi ise, eski notlar var hayallerinde.  Bilmediği insanlar, kentler, şehirler, taş, beton, kapitalizm.  İnsan, insandan çok herşey oldu zamanla.  Çünkü biliyordu, herşey olur zamanla.  Hayvandan önce insanlara dönüştüler.  Ve sonra, insanın ne olduğunu görüp dönüşmekten vazgeçtiler.  Darwin güzel adamdı, şimdi ise bir arkadaşımın köpeğinin adı.  Güzel ironilerin sunduğu tatlı çocuklardık.  Güzel kızları sevip, çirkinleri kafese kapattık.  Oysa çirkinleri gördüğümüz için güzelleri farkettiğimizi, çok geç anladık.  Anladık da bir boka yaramadı.  İçimizdeki hayvana yetmedik.  Doyuramadık yarımlığımızı.  Haz duygusund...

yol ayrımı

Aslında hayat, yenilgiler ve beklentiler üzerine.  Herkes arzu ettiği şeyin olmasını bekliyor.  Ya da hayalini kurduğu bir düşün, peşinden koşmaya çalışıyor.  Ama bazen, yapılacak hiçbir şey olmadığında.  Hiçbir şey yapmamak en güzelidir.  Mesela bir masalda şöyle bir şey söylüyordu.  Kız tavşana şunu sorar, hangi yolu seçmeliyim ?  Tavşan ise şunu söyler.  Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yolu seçtiğinin ne önemi var ki ?  İnsanlar genelde böyle yaşıyorlar.  Nereye gittiğini bilmeden farklı yollar seçiyorlar.  Ve artısını eksisini hesaplamıyorlar.  Yani kazandıklarınız kaybettiklerinize değecek mi ?  Umarım değiyordur, çünkü değmiyorsa, kaybetmişsinizdir.  Ve kazandığınız hiçbir şey yoktur elinizde.  Sadece kazandığınızı zannedip, insanın içinde maalesef yer alan ego denilen o yırtıcı hayvanı biraz daha doyurup büyüttüğünüz anlamına gelir.  Bazen gitmek lazım, yolun sizi nereye götürdüğünü bilmeden....

kuyu

Kör bir kuyunun karanlığı gibiyim,  Dibim karanlık,  Dibim sadece beton.  Bir damla kaldı geriye,  Ve hiçbir kovanın alamayacağı bir boşluk.  Ve cesaret edip inmeli gelen,  Bir daha çıkmamayı göze alarak.  Ya da sesinin yankısını dinlemeli boşluğunda,  Kuytu, karanlık bir çukur bu.  Benden geriye kalan.

sağır

Kisnou - Venere İçindeki boşluğu anlat bana.  Nasıl tek başına kaldığını.  Yaralarından bahset.  Yalnızlığından, yanılgılarından.  Sokağı anlat bana. Çünkü gördüm, bu sessizliği nasıl bozduğunu.  İçinde gömülü olan her şeyi satırlara bulayıp kadehlerde tokuşturduğunu. Su sesi gibi gözlerinin içi.  Buzu eksik, eşsiz bir rakı sonrasındaki meze gibi.  Seni bulmak çok zor oldu, hangi şehre gitsem içimde götürürüm kırıklık, bu yarım kalmışlık, çalan her şarkıdaki öfkem, öfkemiz.  Sen kadar sessiz artık bana.  Duruldu, ya da sağır oldum.

herkes

  Boğulmamak için gemiden kaçan herkese ithafen yazılmıştır. İnsanlar değişebilen varlıklardır. Bu bazen yıllar, bazen günler alır. Ama bazı insanlar değişmek istemez. Bunu anlayışla karşıladığımızı sanırız. Sonra farkına varırız, biz neden değişelim ? Öngörüsü yüksek insanlar, ileriyi gördüklerini iddia ederler. Sevgiden bahsedip, telefonda ayrılmak gibi. Aslında bunların yaşanması bir bakıma iyidir. Çünkü bazı insanlar yaşadıklarından dolayı içine kapanık ve duvarlarla doludurlar. Sınırlar aşılabilir ama duvarlar, işte o biraz zaman alır ve genelde sizin değişip iyileşmenizi beklemeyen birine, siz de o zamanı tanımazsınız. Kötü insanlar değiliz hiçbirimiz. Kötü şeyler de yaşamadık. Sadece yanlış insanları sevdik. Yanlıştan kastım, o insanın kötü olduğu anlamına gelmiyor bu yazıda. Sadece fikir ve görüş çatışması yaşıyoruz ve kimse elinden geleni yapmıyor. Bunun yerine batan gemiyi terk ediyor. Bence bu aşırı derecede gerçekçi bir düşünce. Ölmemek için kendini kurtarmak. Titanic f...

bu benim yalnızlığım

Takahiro Kido - Where Time Goes Yaşamaktan ne anladığınla alakalı sanırım sevgi sözcüğü.  Bazen bir çocuk gülüşü, bazen bir şarap şişesi bazen bir kadın, bazen bir ten. Soluk, nadir kullandığım bir kelimedir.  Sevdiğim yazılarımın vazgeçilmesi gibi.  Zamanı kovalayan bir çocuk içimdeki, nereye ait olduğunu hala bilmediğim.  Gözleri altmış, bedeni 10 yaşında bir çocuk. Eylemlerim kendi adıma.  Tüm savaşlarım, yenilgilerim.  Büyüttüğüm insanlar, küçülttüğüm insanlar.  Yaşadıklarımı yaşatmaya çalıştıklarım.  Bana dair tüm anılarım, hala çıkmayan kitabımın tozlu sayfalarında.  Daha çok acı lazım diyorum bazen.  Daha çok yenilgi.  Belki kazanılmış bir savaş bitirecek bu sessizliği.  Tanrı kavramları inançlarım, her şeyi bir sahil kasabasında kendimle kalınca ortaya çıkaracağım. Belki, belkilerim bile kalmayacak bir gün.  Kendime dair yazdığım sanırım ikinci yazım ve unuttuğum o ikinci yazım gibi güneşli bazen yağmurlu ama heps...

kıyametimi bekliyorum

Kisnou - Name of the Night Sokak ortasında çıplak koşan insanlar gördüm.  Nefesi kesilene kadar içen sarhoşlar. Buzul yanması gibi, peçete satan kadının elleri.  Eskisi gibi değil artık hiç bir şey.  Ne sokak sanatçıları kaldı ne de simitçiler.  Mahalle aralarındaki ufak bakkallara uğrayan bir çocuk gibiyim.  Belki salam kaşar sıcaklığı kalmıştır diye bekliyorum bir semtte.  Kendimden uzaklaştıkça, geçmişe yöneliyorum.  Ve kayboluyorum.  Ne ara geçti koskoca "otuz" sene ve ben neden detaylardan sadece masum olanları hatırlıyorum? Yarını yokmuş gibi yaşıyorum.  Herkes gibi eve kapattım kendimi, kıyametimi bekliyorum.

ten

Owsey - Forgive Me Denize düşmüş gibiyim.  Yosunlara bağlıyız.  Önce boğulmayı öğrendim, sonra nefes almayı.  Kanla tanıştım doğarken, sıkışıklığı öğrendim.  Düştüm, ağladım, kırıldım, kırdım ve büyüdüm.  Sevdim, aldatıldım ve öldüm.  Ben miras bırakmanın derdindeyim.  Tenler önemsiz bence çünkü kendi tenimi bile Otuzunda tanıdım..  Mesela kaç ben varmış sırtımda, kaç kambur, kaç yara izi...  Giz gibi.  Varsaydığımız noktalar, yarım kalan şaraplar gibiyiz.  Bekledikçe güzelleştirmek yerine, çürüdü insan.  Geriye yazdıklarımız, yaşattıklarımız kalsın.  Belki o zaman özgür ölür insan.

peluş

Bilmiyorum, kadere mi inanmalı insan?  Yoksa gözyaşına mı?  Hissettiklerine mi inanmalı?  Yoksa bencilliklerine mi?  Sevmeyi bilmeyenlerin elinde kırıldı diye bir kadın, bir daha sevmemeli mi?  Cennetteki ağacın adı neydi, ve ilk kim astı orada kendini?  Beni yıllar sonra bu masaya oturtan his, neden iyi hissettirmiyor bana kendimi? İçince mi azalıyor acım, yoksa azalmasın diye mi içiyorum?  Aşk tesadüfleri sevmiyorsa, kader ne diye karşılaştırır bizi?  Bu insanlar, duygular...  Sadist bir Tanrı'nın işi.  Ve bu sevgi dedikleri, safi zarar, safi uykusuzluk.  Yağmurlu bir gece ürpertisi.  Sarılarak uyuduğum peluş oyuncak, şimdi bir sokak çocuğunun mutluluk sebebi.  İz bırakmak hediyeyle değil, sabretmeyle olur.  Düşünsene, önemsenmediğin biri için oturmuş içiyorsun.  Yüzünde buruk bir tebessümle, ince belli bardağa can çekiştiriyorsun.

İŞTE BENİM

-Kuş gibiyim fakat kanatlarım yok. -Sigarayı günde 2 pakete çıkardım. Elimden gelse ekmeğin arasına azık ederim. -Daha geçen gün, yaklaşık 2 ay önce elimde kendimi asacağım iple dolaştım evimde. O ipi tavana geçirebileceğim bir ilmek bulamadım. Mimari ölmemek için tasarlanmış. -Elim ayağım tutmuyor bugünlerde. Sanki iç organlarım boşaltılmış bir süs hayvanı gibiyim. -İnsanların bu kadar sevgi açlığı çekerken sevgisizliği tercih etmesi zoruma gidiyor. -Hayat için yaşlı bir dostum orospu demişti. Tanrı ise pezevenk olsa gerek. -Annemi özleyemiyorum. -Babamı da. -Zaman akıp geçiyor ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum. -İçim acıyor her dem. -Kan kusuyorum artık. Tadı güzel. -Hayatımın öyle bir noktasına geldiğime inanıyorum ki ötesi yok. -Çıplakken ruhum arınıyor. -Bu aralar sürekli başım ağrıyor, özellikle de geceleri. -Gökyüzümü çaldılar. -Ordu mensubuyum bu aralar, savaş çıksa ne yaparım bilmiyorum. -Ana caddelerde çırılçıplak koşmak istiyorum. -Tanrı beni ...

ipteki kadın

  Bir şehrin göbeğinde duran, mükemmel bir kadındı. Her şey çok iyi giderken, içimdeki depresif çocuğun anlattıkları. Yalnız olabilirsiniz diye bağırıp, tek başınıza değilsiniz derken, sesinin duvarlara vuran yankısı. Tek bir vücutta, çok sayıda kadın. Bu soluk müzikte bile bir parçasının olduğunu düşleyen ve onu anlatan bir kaç dize gibi. Bazı dönemler siyaha bürünen ama krem rengini ve kırmızıyı da seven. Yani saçlarının beyazlığını bile melankoliye bağlayıp değişen, düşen, hüzünlenen. Yağmuru, korkmayı, yalnızlığı ve hissetmek kelimelerini seven. Ama bunları birleştirmeyi hiç denemeyen. Özlediği her şeyi düşleyen ve kokusunu duymasa da, kokusunu hisseden. Belki de hissetmek kelimesini bu yüzden çok seven kadındı. Bana çok bir şey sormadı. Ben sadece kelimeleri birleştirdim. Yağmurdan korkmazsan, yalnızlığı hissedebilirsin. Çünkü o yalnızken, hep daha az yalnızdı. Bense güzel bir boşluk bulmuştum düşmek için.

bizim eserimiz

  Daha yaşamadan biten her şeye alışkınım ben. Hatta bile bile inandığım çok yalanda oldu. Herkes gibi. Herkes gibi kırıldığım, kırdığımda olmuştur. Bir cam kesiği kadar hızlı bir gidiş. Ki hızlı bir başlangıçtı ona. Bize dair her şey, insanı anlatan ne varsa. Sokaktaki pisliğe kadar. Göğüs kafesimizin seneler sonra sıkışması gibi. Anlamsız bir his aşk. Aşk neden 3 harf sorusunu sordurmayacak kadar önemsiz de aslında. İnandığım çok şey oldu benim. Yalan olduğunu bildiğim halde. Bir süreçten geçer gibi. Kavgalı, gürültülü, hikayesiz, sezgisiz, hatta sessiz. Biraz daha ona dair. O kadına ya da hepimiz adına kesilmiş bir fatura. Ne anlatmalı kavramında, uzağından biraz daha yakın bir oranda. Ağlayan kadın, ağlayan adam. Ve hepsi. Bizim eserimiz.

döngü

Görünmez gibiyiz hayatın içinde. Unutkanlıklarımız hariç her şey istikrarsız. Kaç kişi öldü? Kaç gün sürdü? Ne zamandır yazamıyorum bir şeyler. Yoksa yazılacak bir şey kalmadı mı? Sizde ne var ne yok? Biliyorum yoktum bayağıdır. Azınlığımızı korumaya çalışıyorum. Sürekli üretmek, popülerlik kasmak için gerekli bir eylem, ama yazar olduğunu iddia eden insanlardan değilim neyse ki. Yoksa altı ayda bir bir şeyler çıkarmak zorunda kalan bir tüccara dönüşürdüm. İnsanlara aşktan sevmekten bahsedip kadına sadece et gözüyle bakan o üzgün, o aldatılmış adam rolü. İnsanlar ne kadar açgözlü. Ve ne güzel rol yapıyorlar. Bense döngümü tamamlamaya çalışıyorum. Hayatın getirdiklerinden çok, beklentilere sahibiz hepimiz. Hep biraz daha fazlasını istiyoruz. Ülkenin ekonomik durumunu gittiğimiz kafelerdeki dede seslerinden anlayabilirsiniz. Ülkece kumara düştü memleket. Sarhoşlar kaçak alkol yapmaya başladı. İmkansızlıklar mucit yaptı bazı adamları. Hatay ne oldu? Seslerini duyan var mı hala? Yeni bir s...

ucuz bir hikaye

Dönüş Soundtrack - Radio Mocas (Cover) Belki ayrılırken, konuşamadığımız için özlüyoruz birbirimizi. Bağırıp çağıramadığımız, kırıp dökemediğimiz için. Herkesi anladım, her şeyi anladım da, sen neden sattın ? Bazen bir oda için, bazen biraz daha kalmak için, bazen para için, bazen kendi için, bazen başka bir adam için satar kendini kadın. Peki sen ? Sen ne diye sattın ? Çok ucuza gitti bizim hikayemiz. O kadar ki, yüzünü bile unuttuğum bir kadına bir şeyler karalamak, yüzünü unuttuğum o kadına bağırmak, yüzünü omzuma gömdüğüm o kadını hatırlamak bile imkansız artık. Ne hissettirdiğini unutma hiç olur mu ? Çünkü ben bir adıma, bin yıl kaybolan bir kadını aramaktan yoruldum artık.

şah mat

Jamie N Commons - Lead Me Home Kırık bir aynanın, en küçük parçasında yüzünü gördün mü hiç ? Yalnızlığı öyle daha iyi anlıyor insan. Tek kişilik yatağın her hakkı saklıymış gibi. Sandalyeden boş yatağı izlemek. Güzel bir sadelik. İnsanlar garip. İnsanlar umursamaz. Gitmeyi denemedin sanki hiç. Bu odaya hapse olmadan önce sevmeyi. Birini öldürmeden önce sevmeyi denedin mi ? Ama insan en çok sevdiğinden nefret etmiştir. Garip değil mi sence de ? Hayatının merkezine saldırman. Dengede duran bir şarkıyı yıkmaya çalışman. Sen de düşeceksin hayal etmedin mi ? Seni anladığımı söyleyemem. Hep bir oyun olarak gördün bu çıkmazı. Hep bir yenilgi istedin benden. Ne istediğini kendin bile bilmezken. Kazanmaya çalıştığın en iyi bildiğin oyunu. Tek bilmediğin, senle olan bütün yenilgilerim, aslında bilerek kaybettiklerimden ibaretti. Çünkü beni yıktığında yüzündeki o gülüşü hep sevmişimdir. Şimdi hoşça kal. Oyunu ben, yalnızlığı sen kazandın.