Tanrının adalet sistemi


Tanrının yargı sistemini anlamaya başladım. 
Önce birkaç acı yaşatıyor. 
İlk aşk, ilk aldatılma, ilk ölüm, ilk bağlılık, sonra geçiyor. 
Ve güçlendiğimizi zannettiğimiz an, tekrar aşık oluyoruz. 
Ve aşık olduğumuz kişi için, belki çok uzun bir bekleyişe giriyoruz. 
İzliyoruz, takip ediyoruz, mimikleri, duruşları, el hareketleri, konuşmaları, kokusu, okuduğu kitaplar, müzik zevkleri. 
Bu uzun bekleyişin sebebi, sütten ağzımızın yanmış olması. 
Sonra beklediğimiz kişinin masasına oturup, aslında bildiğimiz o soruyu soruyoruz. 
Merhaba, ne yapıyorsun burada? 
Sonra konuşmaya başlıyoruz. 
Sonra alışmaya. 
Büyük anlamlar yüklüyoruz. 
Çünkü o aslında bizi 1 saattir tanırken. 
Biz onu aslında uzun süredir tanıyoruz. 
En büyük hata burada başlıyor. 
Tanıdığınızı zannettiğiniz an, yanıldığınız an oluyor. 
O kadar içten, o kadar masum davranıyoruz ki ona. 
Tenine dokunurken, kokusuna alışırken. 
Bu bile senin için üzülmeye değer demek gibi. 
Çünkü korkmadan koklamak. 
Korkmadan sana aşığım demek. 
Korkmadan hayalini kurduğu kadının o olduğunu hissettirmek, korkutuyor onu. 
Ve neleri göze alacağınızı bile düşünmüyor. 
Ölürüm sana cümlesi bizde sadece aile içinde kullanılır. 
Çünkü aile her şeyden önce gelir. 
Ama aile, kan bağı değildir. 
Aile, ait olduğundur. 
Her şeyi göze aldım. 
Tanrının adalet sistemini bugün anladım. 
Çünkü bir kavga, ne olursa olsun bitirilmeye değmeyecek bir tartışma. 
Sarılması, öpmesi, koklaması, uyuması, baygın haller, gülümsemesi. 
Bazı insanlar anlarda yaşar. 
O anı yaşayıp, ben böyle düşünüyorum, ben böyleyim. 
Ben zaten bundan kaçıyorum. 
Ve o kadar boktan bir şey uğruna bitsin der ki kadın. 
Bırak ağlamayı, geçen zamana, harcanan emeğe, hatta saatlerce sarılmana bile üzülemezsin.
Çünkü hiçbir insan, bir insana bunu yapacak kadar bencil olamaz derken. 
Tanrı dedi ki, kibir bana ait iken, benim yarattığımdan ne bekliyorsun ? 
Haklı dedim kendi kendime ve bana şu gücü verdi. 
O gece sabaha kadar ağlayıp, sabah ismini dahi hatırlamadım. 
Ve nefret bile edemediğim, hatta kızamadığım birine dönüştü. 
Yani herkesin anlayacağı dilden söyleyeyim. 
Bir morgdan alınıp otopsiye girdim. 
Her yerim parçalanmıştı. 
Dikmeye çalışmadı kimse. 
Çünkü dikiş tutabilecek bir yerim kalmamıştı. 
Sadece parçalanmış bir adamın kalbi duruyordu masada. 
Ve onun için bu sadece bir işten ibaretti. 
Şimdi, sıradaki vakayı gönderebilirsiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sağır

herkes

ipteki kadın