hoşça kal


Bir kadının doğum sancısı gibi geçen uzun bir dokuz ay. 
Kocaman bir hasret büyüttüm içimde. 
Büyük beklentilerimden çok, küçük düşüncelere yer vermek istedim. 
Ben sevgiye çok açtım, o yüzden bir anda tüketmek istemedim. 
Bu yüzden bekledim. 
Çünkü cesaretim yoktu. 
Sonrası uzun bir süreç gibi, yoğun bir ağırlıktan ibaret.
O da ben de çok yorulduk. 
Geçmişimiz bizi bıraksa da, izlerimiz vardı hala ama onunkiler daha tazeydi. 
Belki beklemeliydim, belki hiç gitmemeliydim. 
Belkilerle yaşanmıyor maalesef. 
Yaşamamız gereken ne varsa yaşadık tabi yaşamamamız gereken şeyleri de. 
Dil yarası geçiyor da eyleme dökülen yaralar çok can acıtıyor be kadın. 
Küfür etti derim unuturum, bağırdı derim unuturum ama bişey yapınca kolay silinmiyor. 
Büyük izler kaldı senin küçük gördüğün o anlardan. 
Bir adamı öldürmek için bir kurşun yeterken senin silahın tutukluk yapmalıydı, ama olmadı. 
Ard arda vurulmak birer gün, bir kaç saat arayla, işte o çok canımı yaktı. 
En başta iyiydim biliyor musun ? 
Hafiflemiş hissediyordum kendimi. 
Can yanması sonradan vurdu. 
Öyle bir yerdeyim ki hepsi çıkmazlarla dolu. 
Kaç gün geçti, gel diyen yok. 
Tam tersine son görüşmemizde iyi misin deyip , sarılıp oturduğumuz da bile, bir anlık düşüncesizliğinden gelen yine o hakaret. 
O tuzu biberi oldu bu ayrılığın. 
Üstüne yine aradım. 
Ama siktir git demenin daha kibar yolları varmış onu da öğrendim. 
Söylenecek çok söz var içimde ama, sanırım bir önemi kalmadı. 
Ve şunu anladım hasretin hem bekleyiş hem de bitişi olduğunu. 
Hoşça kal, en candan arkadaşım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sağır

herkes

ipteki kadın